Dün akşam saatlerinde Apple yine sahneye çıktı. Yıllardır “ha katlandı ha katlanacak” diye geyikleri dönen, S*msung kullanıcılarının altı senedir her fırsatta “bizde zaten vardı kanka” diye laf soktuğu o katlanabilir cihaz nihayet karşımıza çıktı: iPhone Duo.
Adına iPhone Ultra mı derler, Fold mu derler derken adamlar “Duo” deyip geçtiler. Telefonu ortadan ikiye açıyorlar, ortasında hafif bir katlanma izi hâlâ var ama John Ternus (Tim Cook’un koltuğu devrettiği yeni CEO) o kadar özgüvenli anlatıyor ki, bir an “galiba bu izin orada olması mimari bir şaheser” falan diye düşünüyorsun.
Kasa kapalıyken baya ince, açınca devasa bir ekrana dönüşüyor. Bir de üzerine $79’lık USB-C Apple Pencil’ı satmaya çalışıyorlar. Yanında Action Button bile yok amk, bütçe katlama mekanizmasına gitmiş herhalde.
iPhone Duo ve Apple’ın katlanabilir telefonu
Diğer tarafta ne var? iPhone 18 Pro ve Pro Max. Klasik prosedür: A20 Pro çip koymuşlar, “dünyanın en gelişmiş yapay zeka işlemcisi” diyorlar. Bordo gibi garip bir renk getirmişler (geçen senenin o tuhaf turuncusundan sonra iyi haber), bataryayı büyütmüşler, kameraya manuel diyafram kontrolü eklemişler.
Güzel mi güzel. Peki devrimsel mi, her seneki kadar işte. Zaten düz iPhone 18’i bu lansmana koymamışlar bile, 2027 baharına ertelemişler. Sırf sahne tamamen katlanabilir telefona kalsın diye bütün ürün takvimini kaydırmış adamlar.
Bir de AirPods 5 var tabii. ANC’yi standart yapıp kablosuz şarj kutusunu daha pahalı modele saklamışlar. Kapitalizmin gözünü seveyim, bir yerden verirken diğer taraftan kısmadan rahat edemiyorlar.
Apple lansmanı neden eskisi kadar heyecanlandırmıyor?
Yalan yok, lansmanı okurken (izlemiyorum genel olarak) içimdeki o eski heyecanı aradım.
Sanırım 20’li yaşların başındaki gibi “abi herifler neresinden ne çıkardı ya!” şaşkınlığını yakalamak artık pek mümkün değil.
Teknoloji belirli bir doygunluk noktasına geldi. Artık devrimler değil, ince ince hesaplanmış pazarlama taktikleri izliyoruz.
Katlanabilir ekran güzel mühendislik mi, kesinlikle öyle.
AI yetenekleri cihazın içinde yağ gibi akıyor mu?
Muhtemelen evet.
Ama nihayetinde hepimiz o telefonları yine sosyal medyada kaydırma yapmak, fotoğraflara filtre basmak ve mesajlara cevap vermek için kullanacağız.
Ben zaten telefon kullanmayı çok seven biri de değilim. Yeni bir telefon çıktığında “bunu almalıyım” heyecanından çok, bilgisayar tarafındaki gelişmelere bakmayı tercih ediyorum. Yeni bir MacBook, yeni bir işlemci ya da bilgisayarlarla yapabileceğimiz şeyleri değiştiren bir gelişme bana hâlâ daha fazla heyecan veriyor.
Telefon tarafında ise bir noktadan sonra aynı şeyi daha iyi yapıyoruz.
Biraz daha iyi kamera daha iyi işlemci daha iyi ekran. Sonra yine Instagram. Yine WhatsApp. Yine banka uygulaması.
Bu yüzden iPhone Duo’nun ilgimi çekmesinin sebebi daha iyi bir telefon olması değil. En azından telefonda bir şeyleri yeniden değiştirmeye çalışıyor olmaları.
Apple lansmanı tutar mı?
Yazıyı buraya kadar okuyup “tutar mı peki bu lansman?” diye soruyorsan; tutar abi.
Apple bu.
Elma logosunu katlayıp masaya koysa yine yok satacak.
Benim asıl merak ettiğim, o katlanma çizgisini kafaya takıp iki günde bir mikrofiber bezle silmeye çalışacak olan arkadaşların akıl sağlığı.
Neyse, lansman bitti. Herkesin telefonu bi’ anda gözüne sinir bozucu gelmeye başladı, anlıyorum.
Her yeni MacBook Pro tanıtıldığında ben de o anki MacBook’uma sinir oluyorum.
Olsun.
Hayırlısı.
