Öncelikle belirteyim bu bir tanıtım yazısı değil, mim yazısı. Yeni blogumu es geçmeyip beni de böyle güzel bi’ konuda mimleyen Ramiz Abi’ye teşekkür ediyorum. Mimi cevaplamayı da epey geciktirdiğim için kendisine özrümü ileteyim buradan.
Neden bu sektördeyim, neden blog yazıyorum sorularını hiç sormadım kendime aslında ben. Nasıl olduğunu anlamadan bi’ anda blog dünyasının içinde buluverdim kendimi. İnternete düşkünlüğüm çok farklı başlamıştı aslında. Arkadaşlarla ilk kez internet kafeye gittiğimizde Counter Strike oynamıştık, yenilmişti benim bulunduğum takım. Oynamayı bilmiyordum çünkü, ilk kez gidiyordum. Baktım bilgisayarlar, oyunlar falan güzel. Bi’yerden sonra (açık söyleyim artık) oyunlar için hile araştırırken girip çıktığım sitelerde fazla zaman geçirmeye başladığımı farkettim.
Bi zaman sonra kendi internet sitemin olması gerektiğini düşündüm. Keşke o zamanlar kafede oturduğum bilgisayarların arama geçmişlerini sunabilsem buraya. “.com site nasıl açılır, nokta comlu site açmak, bedava .com sitesi, bedava internet sitesi açmak” diye diye ilk sitemi azbuz.com aracılığıyla yapmıştım. Baktım yeterli gelmiyo bana, farklı farklı ücretsiz uzantılar aradım.
Her neyse, 2010 yılı başlarında bi’ arkadaşımın hediyesiyle ilk wordpress sitemi açmış bulundum. Düzenlediğim bir temayı (arthemia) beğendiğini söylemişti Bayram isminde bi abim. “Temayı benimle paylaşabilir misin? İstersen site açarım sana, host da veririm?“.. Bi heyecanla “oluuur!” diye cevap atmıştım. 2gramlık css bilgimle sadece renkleri değiştirip box’lara radius uygulayıp tahsinsungur.com sahibi olmuştum, helal olsundu bana. Hep kendi adıma ait bi sitem olsun istemiştim, özendiğim üstatlarım vardı o zamanlar. Onlar gibi yazmak istemiştim hep. Nasip oldu, başladım ben de yazmaya.
Şimdi yaşadığım yer biraz garip bi yer, insanları da öyle. Günlük tutmaya kalksan “erkek adam günlük mü tutarmış be annenle güne git kısır da ye sen!” diye dalga geçebilecek insanlar var. İnternet de güzel mecra. Buraya bi’ yazı yazıyorum mesela İzmir’in bi sokağından, bi sandalyenin üstünde, belki İstanbul’da Cihangir’de birisi akıllı telefonundan okuyo olacak bu yazıyı. Bu benim için hoş bişey.
İnternetle içli dışlı olmaya başladığımdan bu yana aileme yük olmadığımı düşünmeye başladım desem yalan olur, çünkü 9 yaşında tekstilde çalışmaya başlamış biri olarak internetle biraz daha sonra tanıştım ben. Gelirim arttı mı, tabii ki.. Blogum üzerinden herhangi bir tasarım satışa çıkarmasam da freelance olarak yaptığım birçok tasarım mevcut, yani desem ki “özendiğiniz sitelerin temalarında imzam var ;)))” yalan olmaz, ama demem. O ne öyle ergen gibi.
Ben blog yazmaya “yazayım da para kazanayım, paranın a.koyayım(adını). öyle böyle kazanmayayım çok fazla kazanayım” diye düşünerek açmadım. Yazayım, rahatlayayım, ileride işime yarayacak bişeyi paylaşayım, ya da şuan yaşadığım sorunun çözümünü yazayım ki ileride bir daha yaşarsam deli dana gibi site site blog blog dolaşmayayım diye.. Velhasıl kelam, hayatımda pişmanlık yaşamadan yaptığım tek şey blog tutmak. Gel gelelim blog dünyasına adımını bir kere atınca bir daha kurtulamıyorsun. Kendimden örnek vereyim, 2011 Kasım ayında açtım tahsinsungur.com’u, dilek kolay 4 yıl olacak. Çözemediğim sorunlar yaşamaya başladığım için bu siteye geçmeye karar verdim. Ki yaşadığım sıkıntıları yakın zamanda yazdığım şu yazımda dile getirmiştim.
Bu blog kapansa yine açarım, blog tutmaktan vazgeçemem. Yeni blog açacak arkadaşlara da tavsiyemdir, ticari amaçla blog açacaksanız ve ticari zekanız yoksa başka iş bakın kendinize..
Bu gecelik bu kadar deyip bu yazıya da son vereyim. Bu mim bana geleli epey oldu, sanırım mimleyecek bi Emir kaldı, bi Berat. Artık treni Berat ve Emir sonlandırırlar mı uzatırlar mı bilemem :)
