Gece yarısını biraz geçiyordu telefonu çaldı Karamsar’ın. Hiç ihtimal vermediği bir şey için hiç ihtimal vermediği biri arıyordu o saatte. Aziz’den kaçmıştı, Gece’ydi telefondaki. “Abi! Müsait misin?” dedi, Karamsar henüz olayı anlayamadan “Nolur müsait ol”a karşı gelemedi, “Eyvallah” dedi, olası ihtimalleri düşünüp onlara çözüm üreterek telefonun çalmasını bekliyordu tekrar. Telefon epey çalmadı. Ev dar gelmeye başladı bir an, çözüm üretemediği ihtimaller vardı. O ihtimaller dört duvarla birleşip Karamsar’dan güçlü olmuşlardı, sokağı arkasına almaya karar verdi. Çıkıp parkta beklemeye başladı. Uzun LM’sinden çıkarıp 1 tane dudaklarına götürdü, sigara yanmaya çalışırken Gece’nin bağırışları geldi parka bir anda, arkasından da Gece; “Allah hepinizin belasını versin lan! Hepinizin lan istisnasız hepinizin lan!”. O ana kadar tek damla yaş akmamış o gözden nehirler akmaya başladı Karamsar’la Gece kucaklaştığında. Bağırışların, gözyaşlarının arasından “Abi! Abi öldürdüler beni!”yi duydu Karamsar. İlk defa böyleydi Gece, ilk defa bağırıyordu bu kadar, ilk defa ağlıyordu bu kadar rahat. Ağlayamaz, hıçkırık tutar, nefesini keser, bayılır, gözünü hastahanede açar ama ağlayamaz Gece. O gün ağladı. Ağlanmamış hüzünlerin birikimi Gece’den gözyaşları doğurdu.

Ağlayın, imkanınız varken ağlayın. Sustukça, ihtiyacınız olduğunda ağlayamazsınız, içinizde kalır. Fırsatınız varken ağlayın.

Saat gece yarısını arkasında bırakalı çok olmuştu ve bu vakitte buralarda (biri ağlayan) iki erkeğin sarılmasına gerçekten bir büyük açılırdı. Bu park böyle samimi sarılmalara aşina değil, kediler bile yalnız Karamsar’a gelir bu parkta. Durum, bu iki yalnıza kendini belli edene kadar sarılma faslı devam etti. Uzun LM’nin yarıya kadar gelmiş külü daha fazla dayanamayıp Gece’nin omzuna bıraktı kendini. Buralarda herkes öldürülür, sadece sigara külleri intihar eder. Buralarda sigara bırakılmaz, küllüğe bile, o yüzden intihar edenler yalnızca sigara külleridir. 2 yalnızın kolları ayrıldığında sorular sorulmadı. “Gel hadi”ye direnmedi Gece. Kaldıramadığı bacaklarını parkın parke taşlarına sürüye sürüye gitti arkasından bilinçaltının. Önce parmağında bir sıcaklık hissetti, sonra yerde dağılmış külleri görüp elini kaldırdı, buğulu gözleri bir yanık arıyorken parmağındaki kesiği gördü, “Bu Allahın belaları öldüremedi, bari sen öldür beni” dedi parmağından düşen kırmızı damlalara, cevap beklemeden köşede kasasını 13 yaşındaki çocuğun tuttuğu tekel bayiyi gördü. 4 tuborg, 4 tombul efes alıp kasaya döndü. Parmağındaki damlalardan sıkıcı yanıtlar gelmeye başladı, kurtulmaya gitti. Ellerini kurulayıp arkasını döndüğünde  başının yarısını ve bir gözünü kazada kaybetmiş fakat sigara içecek parmağı kaldığı için şükreden orta yaşlı amcanın suratına “Eyvallah… Eyvallah…”ı bırakıp poşetleri kaldırdı.  Evin yolu uzadıkça uzadı. Yol boyunca tek laf edilmedi “Allah belanızı versin! Hepinizin bak hepinizin!”ler dışında. Apartman sakinleri, bu saatte en ufak bir tıkırtıya tahammülsüz yükselirken bu acıya perde kapattılar. Buralarda böyle olur, herkes acısını perde arkasında yaşar, kimse kimsenin acısını görmez. Bir acı uluorta yaşanıyorsa o acıya perde çekilir, birinin ölümüne şahit olmamak o kişiyi ölümden kurtarmıyor. Bu, bu parkın dışında da böyledir. Bu her yerde böyledir.

Okunan belalar kat değiştirdikçe daha da rahatladı apartman sakinleri. Kimse bela okuyan bu ağıza bir yumruk atmadı. Gece’nin istediği buydu, hiçbir şey hatırlamamak. Bunu O’na döverek de sağlasan, içirerek de sağlasan insanı tek başına cennete gönderecek kadar dua saçardı Tanrı’ya. Cehennemi seçti komşular. Dört duvar arasında kalmış, pencereleri bir korkak gibi demirlere sığınmış, yetmiyormuş gibi gecenin siyahına perde çekerek hak etmişlerdi cehennemi. 4.katın mutfak penceresinin perdesi açılmış cehennem ateşini parka taşıyordu Karamsar ve Gece. Söndürmek için birer bira açtılar. Gece’den gök gürültüleri gelmeye başladı, arkasından sağanak yağmur yağmaya. Bekleniyordu bu, gürültüler yerli yersizken yağmur kendisini epey hissettiriyordu. Bir cehenneme yakışmayacak kadar güzel olan Kaşmir’in tüylerine akıyordu kan çanağı Gece’den yağan yağmur. Gök gürültüsü kesilmeye başladığında 4 bira da bitmişti. Yağmur, ufak ufak Kaşmir’in tüylerinde hissettirmeye devam etti kendini bir süre. Tavşan kanı, ince belliyle masada yer buldu bir anda. Gece’nin seması depremle boğuşurken Karamsar bir demlik hazır etmiş. İki parmağıyla yangına boşalttı bir bardak çayı. O arada şad olup gülmediğini bir kez daha duydular Neşet Ertaş’ın. Yalnızlığın bacası mutfağın penceresinden dumanlar çıkarmaya başladı. Demlikten çay gelmemeye başladı. Bir sarılma sonrası tekrar yağmur çiselemeye başladı Kaşmir’in üzerine. Neşet Ertaş dünyanın yalan olduğunu anlatmaya çalıştı sonrasında ve bunu bir tek Kaşmir dinleyebildi. Gece uyanamadı sabaha, geceye uyuyamadı da.

4 YORUMLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazın!
Lütfen isminizi buraya girin