blank

2 YORUM

Seyir defteri: Aşkı başlangıçla ilgili sanıyorlar

24 Haziran 20203 dk'da okunur

Aşkın sürdürülmesiyle ilgilenen yok! diye devam ediyoruz. Karantina ve işsizliğim hasebiyle Netflix’e fazla yüklendim askerden döndükten sonra, bir de Netflix’in ilk Türk filmi Yarına Tek Bilet‘i izlemek istedim. Yermeli-övmeli ve spoilerlı bir inceleme yazısından daha selamlar.

Yarına Tek Bilet

Özetle; Aynı tren kompartımanında, aslında yaşadıkları ilişkilerden ötürü birbirine aşina iki mağdur aşığın 14 saatlik yolculuğunu konu alıyor, yolculuk İzmir’e. Ali (Metin Akdülger) ve Leyla (Dilan Çiçek Deniz), farkında olmadan aynı düğünü basmaya giden iki yabancı, Leyla’nın bilet kararsızlığından ötürü aynı tren kompartımanında denk gelirler, Ali’nin durumu idare etmesi üzerine yolculuk sorunsuz bir şekilde başlar fakat öyle devam etmez. Leyla’yı tanımak isteyen Ali’nin sohbet açma çabası üzerine mevzu derinleşir ve aynı düğünü basmaya gittiklerini fark ederler. Leyla’nın eski sevgilisiyle Ali’nin eski sevgilisinin düğünü 🤦‍♂️ Fakat işler yolda değişiyor. Sohbet esnasında ortaya çıkan geçmişin kirli yanı bu iki aşığın fikrini değiştiriyor, yalnız iki kişinin bulunduğu kapalı ortam, yol boyunca yaşanmış sinirsel tepkiler, farkında olmadan paylaşılmış aynı geçmiş ve aynı acılar Ali ve Leyla’yı yakınlaştırıyor, baya baya yani.

Kalp her yaşta var / Yarına Tek Bilet

Yönetmeni Ozan Açıktan, filmi neden 8 parçaya bölmüş bir fikrim yok, Beş Şehir‘deki ya da Sarmaşık‘taki gibi bölümler halinde izlenecek bir film de değil aslında, gizemini korusun bu konu. Film konu itibariyle Bkm kafasından epey uzak. Gerçekçi bi’ senaryo mu tartışılır ama seyirci çekmek maksadıyla klişe konunun laciverte boyanmış hali değil kesinlikle. Yerleştirilmiş müziklerle birlikte film akıyor resmen. Senaryo, mekan ve yeni filmler 86 saatken Yarına Tek Bilet’in 1,30 saat olması sebebiyle çerez film diyebiliriz. Sıradan bir seyirci olarak söylüyorum, oyunculukta absürd karşıladığım bir nokta yok aslında samimi bile buldum diyebilirim. Yalnız filmin “uyarlama” olması sanırım tüm film ekibine bunun bir Türk filmi olduğunu unutturmuş olacak ki aynı kompartımana iki ayrı cinsiyetin yolculuk yapabileceği hayalini yedirmiş, yedirdikten hemen sonra da bunun bir Türk filmi olduğunu hatırlatmış olacak ki devasa tesadüflere inanmamız isteniyor.

Aynı şehirde yaşayan Leylamız ve Alimiz eski sevgilileri tarafından birbirlerinin sevgilileriyle aldatılıyor, ikisi de birbirinin başından geçenden haberdar fakat birbirlerini tanımıyorlar. Sonra aldatan ikili, eski sevgililer, birbirleriyle evlenmeye karar veriyor. İkisi de aldatılmaya, terkedilmeye karşı aynı tepkiyi verip düğünü basmaya karar veriyorlar. İkisi de trenle gitmeyi tercih ediyor. İkisi de aynı saatte aynı trene biniyorlar, aynı kompartımana denk geliyorlar, lar, lar.. Bu kadar tesadüfe inanmayı beklemek biraz pollyanna oynamak. Oyunculuğa laf edemem desem de iki çift lafım var, yerinde edilmiş küfür şiir gibidir, destekliyorum fakat Dilan Ç. Deniz’in ağzında çok eğreti durmuş, alakasız bi örnek ama Ezgi Mola’ya çok yakışıyo mesela.

TL:DR, Sonsöz; uyumak üzereyken zaman geçsin, arkada ses olsun, bi şekilde sızayım, kendimi yalnız hissetmeyeyim ya da sevgilimle izleyeyim filmi, bence. Bir de puan vermek gerekirse; 7,5/10

 

Yazıyı beğendiyseniz abone olabilirsiniz!

Epostanızı bırakırsanız bu blogdaki her yazı size bildirilecek.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

blank Aykut dedi ki:

Geçen hafta filmi bende izledim. Türk filmlerinin en büyük sıkıntısı filmin başında bütün filmi tahmin edilebilir hale getiriyor olması. İşte bu tahmin edilebilirlik filmin izlenmemesine, hatta komple Türk filmlerinin izlenmemesine neden oluyor. Maalesef, senaryolarımız çok kötü. Farklılık oluşturamadığımız için film sektörümüz çok b*ktan. Bu filme gelince; kırılgan, duygusal, dramatik ve tahmin edilebilirdi.

blank Tahsin S. dedi ki:

Türkler olarak klişelerden kurtulmadığımız sürece özgün yapım çıkmayacak gibi. “Saçmalama Hakan ben de geliyorum” repliğinden sonra Hakan Muhafızı kapattım mesela direkt. Sanırım “ya beğenilmezse” düşüncesi, aynı konuyu farklı varyasyonlarla ele aldırıyor senaristlere. Ya da ilgileri yalnızca para, “yapayım, paramı kazanayım, gerisine karışmayayım” gibi bir düşünceyle oluşturulmuş ya da aynı mantıkla “uyarlama” işine girişilmiş olabiliyor. Bu filmden bikaç gün sonra Cem Yılmaz’ın Karakomik serisini izledim, iyidir/kötüdürden ziyade özgün ve söylediğin gibi tahmin edilemez bi film olduğu çok açık.